Kıbrıslı Sendikalar’dan Ortak Basın Açıklaması

sendikalar

ORTAK BASIN AÇIKLAMASI

27.3.2014

DEV-İŞ ve PEO’nun çağrısı ile Kıbrıs’ta DSF (Dünya Sendikalar Federasyonu) Üyesi K/Rum ve K/Türk sendikalar PEO, DEV-İŞ, KTAMS, KTÖS, KTOEÖS ve BES bu gün DEV-İŞ merkezinde bir araya geldiler. 1 Mayıs 2014 işçilerin Uluslar arası Birlik Mücadele ve Dayanışma günü etkinliği yanında, Kıbrıs Sorunundaki yeni süreç ve Kıbrıs’ın her iki yakasında da çalışanlara dayatılan Neo Liberal politikaların sonuçları değerlendirildi.

Kıbrıs’ın Güneyinde AB Troykasının, Kıbrıs’ın Kuzeyinde ise Türkiye Hükümetinin çalışanların büyük mücadeleler sonucu elde ettikleri birçok kazanımı yok etmeye yönelik yaptıkları ekonomik dayatmalara karşı emekçilerin mücadelelerinin yükseltilmesi ve uluslar arası dayanışmanın artırılması gereği irdelendi.

Συνεχίστε την ανάγνωση του «Kıbrıslı Sendikalar’dan Ortak Basın Açıklaması»

Ανακοίνωση της δικοινοτικής πλατφόρμας «Φωνή Κυπρίων»

images

 

ΦΩΝΗ ΚΥΠΡΙΩΝ – KIBRISLILARIN SESİ – CYPRIOTS’ VOICE

www.cypriots-voice.eu


Ανακοίνωση

Η δικοινοτική πλατφόρμα «Φωνή Κυπρίων», αφού εξέτασε την τρέχουσα κατάσταση στo Κυπριακό πιστεύει ότι αυτή τη στιγμή υπάρχει μια άμεση ανάγκη για ανάληψη δράσης τόσο στο επίπεδο των πολιτικών καθώς και της κοινωνίας των πολιτών, και προτείνει τα ακόλουθα :

Συνεχίστε την ανάγνωση του «Ανακοίνωση της δικοινοτικής πλατφόρμας «Φωνή Κυπρίων»»

Türkiye’yi daha iyi tanıyalım‏

Erdogan Hegemonyasi

 

Türkiye’deki siyasi kriz; çoğunlukla durumu objektif bir şekilde yansıtamayan Kıbrıs Rum toplumundaki bazı çevrelerin analiz ve değerlendirmelerine bir kez daha konu oldu. Aslında bu analizler, bazı kişilerin «arzularının» Türkiye’deki olayların değerlendirilmesinde temel alındığı bir durum ile ilişkilidir. Tüm bunların bir sonucu olarak da, öncelikle bu «arzuların» neticesi vurgulanırken, bunun devamında olaylar bazı kişilerin «arzularını» teyit edecek şekilde yorumlanır.

Συνεχίστε την ανάγνωση του «Türkiye’yi daha iyi tanıyalım‏»

Ortak Oylama Ve Sömürge Geçmişimiz

British-Empire

19 Kasım 2013

Nikos Moudouros

Sosyal ve siyasi yaşamda “karşıtları kendine çekme” yöntemi kayda değerdir. “Karşıtları” cezp etme ile ilgili böylesi bir yöntemde çağdaş Kıbrıs tarihi durumu istisna değildir. Kıbrıs Cumhuriyeti’ni hiçbir zaman kabul etmeyen bazı şahıslar, siyasi görüşler ve menfaatler bugün Kıbrıs devletini “kucaklıyorlar” ve belki de sadece federal birleşmeyi reddetmek için argümanlarının merkezine onu koyuyorlar. Gerek Kıbrıs Rum gerekse de Kıbrıs Türk toplumunda var olan bilinen çevrelerin çapraz oy ile ilgili öneriye verdikleri tepkiler, etnik köken zemininde Kıbrıs halkının bölünme geçmişinde desteklenmektedir. Kökleri, İngiliz sömürgeci geçmişinde sınırlı kalabilen tarihsel bir geçmiş…          

Her yerde olduğu gibi Kıbrıs’ta da, sömürgeciliğin temelinde halkın sosyal bölünmesi vardı. Kısacası, özünde ortak bir Kıbrıs vatanseverliğin biçimlenmesinin önüne geçmeye çalışan “böl ve yönet” politikası… Söylenecek şey aslında çok basitti: ortak Kıbrıs vatanseverliği ve işçilerin ortak direnişi, birinci olarak sömürgeci güçlerin, ikinci olarak da yerel elit sınıfın çıkarlarına yönelik bir tehdit unsuruydu. Bu hiçbir zaman bir tesadüf değildi, bu çağdaş anlayış iki devletin milliyetçi liderleri tarafından korunmaktaydı, hatta sömürge döneminden sonra bile korunacaktı.

Bu, Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasına da yansıyan bir anlayıştı ve bunun sonucu olarak da, siyasi ve ekonomik gerçekliğin parçalanması doğdu. Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler bu konulara ortak katılma konusunda engellenmektedirler. Üstelik bunu hem Cumhurbaşkanı hem de Başkan Vekili dile getirmekteydi. Bu yöntemle devletin liderleri, toplumun liderleri olarak, halkın bir bölümünün bilinçlerine dönüşmektedirler. Bu çerçevede Kıbrıs’ın iki toplumluluğu, ortak Kıbrıs’ın çıkarını dile getirmiyordu. Aksine, sömürgecilikten ilham alan ayrılma Kıbrıs Rum elit sınıfının, Kıbrıs’ı ikinci bir Yunan devleti olarak algılamasına ve Kıbrıs Türk elit sınıfının da adamızı Anadolu’nun bir uzantısı olarak görmesine yardım ediyordu.

Bu da tam olarak sömürgeci ayrılmadır. Bu da çapraz oyu ve Kıbrıs sorununa bulunacak olası bir çözüm durumunda ortak federal devletin liderliği ile ilgili dönüşümlü başkanlığı reddediyor. İki toplumun önceki liderleri arasındaki, halkın devletin liderliğinin seçilmesi konusuna bütünlüklü katılımından doğan, söz konusu görüş ayrılığının tarihi önemi Kıbrıs’taki sömürgeciliğin köklerini sabote ediyor. Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın seçilmesi konusunda Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin “karşılıklı bağlılığı”, ortak bir siyasi eylem ile ilgili perspektiflerin önünü açan ortak oy konusu eskiden beri süregelen sömürge sonrası milliyetçiliğin köklerini yerle bir ediyor. Kıbrıs siyasi cephesini birleştiriyor ve vatanımızın ve halkımızın tamamının sorumluluklarına yanıt verecek, yeni bir Kıbrıslı neslinin doğmasına zemin yaratıyor.

Söz konusu öneri, Kıbrıs’taki emperyalizmin geride bıraktığı acıların açtığı yaraların kapanmasına ve ayrı mirasın etkisiz hale gelmesine duyulan büyük bir ihtiyaç zemininde inşa edilmiştir. Öte yandan, bilinen çevrelerce bu önerinin kamuoyu önünde yüksek sesle tartışılması da halk arasında korkuların oluşmasının temel sebeplerinden birisi olmuştur. Kıbrıs cephesinin birleştirilmesi, Kıbrıs vatanseverliğinin oluşturulması ve iki toplumun ortak bir siyasi eylem içine girme yönündeki beklentiler, söz konusu önerinin temel unsurlarıdır. Aynı zamanda, Kıbrıs’ı hiçbir zaman Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin, ayrıca onların çocuklarının birlikte yaşayacakları ortak evi olarak görmeyenlerin bu öneriye bu kadar yüksek sesle tepki vermelerinin de temel sebebi budur.

GazeddaKıbrıs

Türkiye Yeni Bir Tarihsel Aşamada Mı?

basbakan-erdogan

14 KASIM 2013

Türkiye’de erkeklerin ve kızların öğrenci yurtları ve apartman dairelerinde karma bir şekilde kalmalarının yasaklanması konusu, ülkenin seçimlere girdiği bir dönemde siyasi açıdan  yüzleşmede yeni beklentilere yol açtı. Belki de bu konu, kültürel değerler ve yaşam şekli konularının, devam eden seçim öncesi dönem boyunca Türk kamuoyunu gittikçe daha fazla meşgul ettiğini gösterecektir.

Fakat Adalet ve Kalkınma Partisi içerisinde despotluk, muhafazakarlık ve iç farklılaşmaların ötesinde, biçimlenen, şekillenen durum bizi Türkiye toplumunun ve tarihinin yeni bir aşamada bulunduğu  sonucuna götürecektir. Birkaç kelime ile özetleyecek olursak, böyle olaylar bugünün Türkiye’sinin parça parça olarak değil bütünsel olarak yeniden değerlendirilmesi fırsatını sunmaktadır.

AKP bugün ülkede inkar edilemez egemen güçtür.

Zor bir süreç içerisinde iktidarını güçlendirmeyi ve ülkeyi yeniden biçimlendirmeyi, ülkede değişiklikler yapmayı başardı. Erdoğan, Gül ve Arınç gibi İslam siyasetinin tarihi üst düzey kurmayları aynı konuya hizmet ederek aynı başlangıç noktasından başladılar: Kemalist – Cumhuriyetçi çerçevenin indirilmesi konusundan. Bugüne kadar Türkiye’deki demokrasi özellikle anti-kemalizmin sorunuydu. Türkiye’nin demokratikleşmesi arzusu zorunlu olarak Kemalist düzen aleyhine eleştiriden geçiyordu. Sonuç olarak anti-Kemalist söylem tamamen demokratik idealler ve özgürlüklerle özdeşleşmişti. En azından AKP’nin içerisinde ideolojik olarak egemen olmayı başardığı ve İslam’ın ötesinde toplumsal ittifaklarla seçim temelini genişlettiği çerçeve buydu.

Bugün, cumhuriyetçi – Kemalist devlet “zapt edilmiştir”.

Kemalist politika ve ekonomik düzenin parçalandığı açıkça görülüyor. Türkiye’nin yeni özgürlükçü yeniden biçimlenme süreci içerisinde devletçiliğin Kemalist ilkesi Türk geçmişinin tarihi bir ifadesine dönüştü. Fakat  bu gelişme “Tarihin sonu”nu oluşturmuyordu. Bunun aksine, bu gelişme diyalektik ilkesi içerisinde, yeni toplumsal ve politik değişimlerin, yeni yüzleşmelerin başlangıcını oluşturuyor. Türkiye’de artık siyasi İslam’ı belirleyen egemen çerçeve, gelişen sürece yol göstererek kendi yeni içsel farklılıklarını türetiyor.

Sonuç olarak, iddia edebiliriz ki, Türkiye’nin içerisinde bulunduğu yeni aşaması, kemalizm olmayan yeni egemen çerçeve içerisinde gerçekleşen yüzleşmelerden karakterize olmaktadır.

Hiç kimse, Türkiye’nin İslam politikasındaki içsel farklılaşmaların derinini ve sonucunu şimdiden “tahmin edemez”.

Fakat eğer yukarıdaki muhakeme doğru ise, o zaman ülkenin tarihi sürecindeki “yeni(lik)” sadece ve sadece anti Kemalist söylem ve eylemlerden doğamaz.

Türkiye’deki demokrasi konusu, anti Kemalist çerçeveyi aştı ve sonuç olarak “yeni” sadece AKP tarafından belirlenmiyor.

Ancak bu, hükümet partisinin gücünü kaybettiği anlamına da gelmiyor.

Nikos Muduros

GAZETE 360

Karşılıklı Tavizlerimiz

cyprus

24 EKİM 2013

Kıbrıs Sorunu ve çözümün esası çok uzun yıllardır resmi ve gayrı resmi forumlarda tartışılsa da, çok somut bir kabul olması gerekecektir: Çözüm şekli olarak iki kesimli, iki toplumlu Federasyon halkın tamamı tarafından tam olarak anlaşılmış değil.

Çözüm şeklinin anlaşılması sadece Kıbrıslıların kuracağı devletin yapısını ilgilendirmiyor. Daha çok, karşılıklı bir şekilde her iki toplum tarafından olması gerekecek sözde “tavizlerin” kabul edilmesini de ilgilendiriyor.

Her iki toplumda da anlatıldığı şekilde, federasyonla ilgili daha genel tartışmadaki iki sorun bu noktaya yoğunlaşıyor.

Kıbrıs Rum toplumunda, Federasyonla ilgili hakim olan görüş daha çok üniter devlete havale edilen noktaların altını çiziyor. Tek egemenlik, tek vatandaşlık ve tek uluslararası temsiliyete özellikle vurgu yapılıyor.

Ortak devletin merkezi hükümeti genellikle “Kıbrıs Rum hükümeti” olarak anlaşılıyor. Ayrıca toplumun sayısal çoğunluğuna da yoğun olarak vurgu yapıldığı belirtiliyor.

Bunun aksine, Kıbrıs Türk toplumunda hakim olan görüş her zaman iki farklı yapının varlığını vurgulayan unsurlara ağırlık veriyor.

Merkezi hükümet ayrıca “Kıbrıs Rum” olarak algılanıyor ve bu nedenle bunun zayıflatılması arzulanıyor. Paralel olarak, toprak ve mal konularının daha derin bir şekilde anlaşılması için hemen hemen hiçbir çaba gösterilmiyor.

Sonuç olarak, Kıbrıs’ta Federasyon çözümünü destekleyen güçlerin en önemli görevi sadece bunun niteliklerinin altını çizmek değildir. En önemli görev, iki toplumun ortak devletimizin kültürünü oluşturacak faaliyetlerde karşılıklı “tavizler”de bulunmalarının gerekeceğinin  derinden anlaşılmasıdır.

Kıbrıs Rum toplumunda egemen çevrelerin ortak devletimizin “Kıbrıs Rum toplumu” olmayacağını anlamaları gerekiyor.

İktidarın iki toplum tarafından Kıbrıslı Rumların sayısal çoğunluğunu sağlayacak, ayrıca Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliği ile paylaşılacağının kabul edilmesi gerekiyor.

Kıbrıslı Türklerin kendi bölgelerinde kendi özerkliklerine sahip olacaklarını anlamaları lazım.

Aynı zamanda,  Kıbrıs Türk toplumundaki egemen güçlerin, devletin tek olacağını kabul etmeleri, toprak ve mal vermelerinin gerekliliğini kabul etmeleri gerekiyor.

Siyasi eşitliğin makamların tamamen sayısal olarak bölünmesi anlamına gelmediğini anlamaları lazım.

Son olarak, bugünkü konjonktürde aleyhlerindeki tehdidin Kıbrıslı Rumlardan gelmediği ve ne de gelebileceğini, 1960 yılında olduğu gibi,  anlamaları gerekecek.

Nikos Moudouros

Gazete360

Değişen Bir Ortamda Türkiye ve Kıbrıslı Türkler. Bilimsel Panel

afisa

Bilimsel Panel

Değişen Bir Ortamda Türkiye ve Kıbrıslı Türkler

Lefkoşa, 23 Kasım 2013

Kıbrıs Üniversitesi

Kıbrıs Üniversitesi Türk ve Ortadoğu Çalışmaları Bölümü ile Promitheas Araştırma Enstitüsü “Değişen Bir Ortamda Türkiye ve Kıbrıslı Türkler” konulu panel düzenlemektedir. Panel 23 Kasım 2013 tarihinde Lefkoşa’daki Kıbrıs Üniversitesi’nde gerçekleştirilecektir.

Bu panelin amacı, belirleyici uluslararası ve bölgesel gelişmelerin yaşandığı bir dönemde etkilenen ve değişen Türkiye ve Kıbrıs Türk toplumu arasındaki ilişkilerin gidişatını analiz etmektir. 21. yüzyılın başının, Türkiye’nin Kıbrıs politikasında önemli bir dönüm noktasını teşkil ettiği görülmektedir. Bu gelişme uluslararası ortamdaki geniş dönüşümden, dünya ticaretindeki yeni düzenlemelerden, Orta Doğu’daki toplumsal değişimlerden ve Doğu Akdeniz’de hidrokarbon yataklarının bulunmasından etkilenmektedir. Aynı zamanda Türkiye’nin Kıbrıs sorununu ve özellikle Kıbrıslı Türk toplumunu anlama şeklini de etkilemektedir. 2000’li yıllarda başlayan ve Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Türkiye’de iktidara yerleşmesiyle doruğa ulaşan süreç, aynı zamanda geleneksel “anavatan – yavru vatan” doktrininin de değiştiği bir dönemdir. Sayın İbrahim Akça tarafından Şubat 2011’de somut olarak kayda geçirildiği şekliyle; Türkiye’nin “Kuzey Kıbrıs’ın IMF’si” olarak nitelendirilmesi, belki de Ankara ile Kıbrıslı Türklerin ilişkilerindeki yeni unsurlardan en önemli birini teşkil etmektedir.

Bu yeni değişen ortamda, panel: a) geniş çevredeki değişimler ve bunların Kıbrıs’a yansımaları, b) Türkiye’deki içsel değişimler ve bunların bu ülkenin dış politikasına etkileri, c) Ankara’nın siyasi olduğu kadar ekonomik düzeyde de Kıbrıs Türk toplumunda izlediği yeni politikanın sonuçları, d) daha önceki tarihsel çerçeveyle mukayese edilerek Kıbrıs Türk toplumundaki içsel değişimler ve bu değişimlerin Kıbrıs Rum toplumu ile ilişkilerine etkileri gibi başlıca sorulara yanıtlar üretilmesini hedeflemektedir.

Panelin dili Yunanca ve Türkçe olacaktır.

PROGRAM

Açılış Konuşmaları

09:30 – 09:45   Christofidis Constantinos. Kıbrıs Üniversitesi Rektörü

09:45 – 10:00   Katsourides Yiannos. Prometheus Araştırma Enstitüsü

Birinci Oturum

Güneydoğu Akdeniz’de Değişim Çerçevesinde Kıbrıs 

Başkan: Katsourides Yiannos

10:00 – 10:20: Trimikliniotis Nikos (Sosyoloji)

Hidrokarbon döneminde Kıbrıs Sorunu ve emperyal oyunlar: “Silahların alanın”’dan enerji oyuncusuna mı?

10:20 – 10:40: Panayiotou Antreas (Sosyoloji)

Kıbrıslılık bilinci ve sınıf bilinci: Tarihi “anlar”/Ortak Koşullar ve Sürecin gelişmesi            

10:40 – 11:00: Soru-Cevap Bölümü

11:00 – 11:30: Ara

İkinci Oturum

“AKP’nin Türkiyesi” ve Kıbrıslı Türkler 

Başkan: Psaltis Charis

11:30 – 11:50: Moudouros Nikos (Siyaset Bilimi)

«Kemalist» Ulusal Güvenlikten «İslami» Entegrasyona Kıbrıs

11:50 – 12:10: Bozkurt Umut (Siyaset Bilimi)

«Anavatan”dan, “Kuzey Kıbrıs’ın IMF’sine”: Değişen Türkiye- Kıbrıs Türk Toplumu İlişkilerine Yakından Bakmak

12:10 – 12:30:Mertkan Hamit (Siyaset Bilimi)

Kıbrıslı Türkler’in Ekonomik Akıla Karşı Sınavı 

12:30 – 13:00: Soru-Cevap Bölümü

13:00 – 13:30: Ara

 Üçüncü Oturum

Kıbrıslı Türk Toplumunda Sosyal Değişimler

Başkan: Moudouros Nikos

13:30 – 13:50: Michael N. Michalis (Tarih)

Kemalizmin Milli Eğitiminden Erdoğanizm’in Etnik-Dini Eğitimine

13:50 – 14:10: Sonan Sertaç (Siyaset Bilimi)

1974 Sonrası Dönemde Kıbrıslı Türk Toplumunda Patronaj ve Ayrılıkçılığın Ekonomi Politiği

14:10 – 14:30: Psaltis Charis (Sosyal Psikoloji)

Barikatların Açılmasından bu Yana On Yıl. Sosyo-psikolojik bir Yaklaşım  

14:30 – 15:00 Soru-Cevap Bölümü

15:00 – 15:15 Kapanış

 ■  Panelde eşzamanlı Yunanca ve Türkçe çeviri sağlanacaktır. 

leaflet

Kemalistler, İslamcılar ve Kıbrıslıtürkler: Ζor bir ilişki

 

“20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı’nın doğal sonucu haklarımızı ve bağımsızlığımızı kurtarmak oldu ve somut olarak devletimizi kurduk. En önemli görevimiz devletimizi korumaktır… Devletimiz direnişimizin armağanıdır”(1). Kıbrıstürk toplumunda ayrı yapıların oluşturulmasını Rauf Denktaş bir zamanlar bu sözlerle anlatıyordu. Denktaşçı “devlet”in kuruluşu 1974 istilasının serbestleştirdiği dinamiklerin devamı olarak görülebilir. Kıbrıstürk toplumunda erkin bu “yeni” yapıları, aynı zamanda, devletine ihtiyacı olan bir halkın “kutsal” meşrulaştırılmasının araçlarına dönüştü.

Aşırı Kemalizm’in Kıbrıs versiyonu

1983’ün yapılarının kuruluş anı milliyetçi bir çerçeveye, Kıbrıslıtürkler için somut bir geçmişi yeniden yaratmayı hedefleyen bir çerçeveye yerleştirildi. Bu tarihi geçmiş, belli bir Kıbrıstürk belleğinin ve dolayısıyla çok somut bir Kıbrıstürk kimliğinin yeniden oluşturulmasıyla geleceğin yönlendiricisi olacaktı. Askeri anıtlar ve Kıbrısrum barbarlığını anma günleri Kıbrıs’ta Kıbrıslıtürklerin varlığının tarihi zeminini eklektik bir biçimde inşa eden faaliyetlerdi. Denktaş’ın hegemonyası altındaki “devlet” beraberinde “TMT ruhunu” da getiriyor ve kesinlikle toplumun kimliğinin devletsel mevcudiyetinin inşasını amaçlıyordu. Ancak sonuçta Denktaş’çı yapılar Kıbrıslıtürklerin etnik-toplumsal kimliğini devletsel kimliğe dönüştüremedi. Bilakis bunu Türkçü-milliyetçi bir çerçevede sınırlayarak, bunun altını oydu. Denktaş “KKTC diye bir millet yoktur. KKTC’nin Türkleriyiz. Türk olmakla gurur duyarız. Anavatan bizim de Anavatanımızdır, milletimizdir. Biz, o milletin Kıbrıs’ta devlet kurmuş parçasıyız” (2) diyordu.

Bu anlamıyla, Kıbrıstürk toplumu 1983 sonrasında somut bir ideolojik içeriğe sahip olan yapılarla yaşamak zorunda kaldı. Bu içerik, Denktaş’ın dünya görüşünü tekrar türetiyor ve iki önemli eksen üzerinde işliyordu: Bir yandan Kıbrıslıtürkleri somut kültürel ve ulusal değerleri olan ayrı bir halk olarak meşrulaştırmayı, diğer yandan bizzat Denktaş’ın kendisini, Türkiye içerisinde dahi, bu değerlerin yegâne taşıyıcısı ve temsilcisi olarak meşrulaştırmayı hedefliyordu. Buna paralel olarak, toplum içerisindeki bütün muhalif güçlerin marjinalleştirilmesi amacıyla, siyasi yapıların milliyetçi çerçevesi belirlendi. Bu, toplumun ilerici kesimlerinin gelişmesini engellemeye ve gerek nüfusun gerekse ekonominin Türkiyelileştirilmesiyle homojen bir bütün yaratmaya hizmet edecek şekilde yapıldı. Dolayısıyla bu yapılar bütün muhalefet güçlerin karşısına Denktaş’ın siyasi ve ideolojik hâkimiyetinin temellendirilmesi gereksinimi olarak da ortaya çıktılar. Sonuçta bu, somut bir milliyetçi-Kemalist elitin standartlarına uygun biçimde tek Kıbrıstürk kimliğinin hâkim olmasını hedefleyen somut bir toplum mühendisliği biçimiydi.

İslamcı dönüşümün Kıbrıs versiyonu

Bugün toplumun yine tepkilerine neden olan ve aynı derecede muhafazakâr olan başka bir toplum mühendisliğinin geliştirildiği gözlemlenmektedir. Hala Sultan İlahiyat Koleji’nin temeli 20 Temmuz 2012’de atıldı. Bu tarih tesadüfen seçilmedi. 20 Temmuz’un aşırı milliyetçi-Denktaşçı yorumu belirli bir Kıbrıstürk kimliğinin oluşturulmasını hedefliyorduysa, bu somut tarihte İlahiyat Koleji’nin inşası yönünde ortaya konulan bu irade, eski ideolojik çerçevenin yerine yenisini yerleştirmeye yönelik olarak, sembolik düzeyde ortaya konulan bir harekettir. 27 Eylül 2013 tarihinde İlahiyat Koleji’nin açılışı sırasında, AKP hükümetinin Başbakan Yardımcısı geçen sene yapılanın sembolizmine değinerek, “Burası doğrusu bir külliye, bir kompleks gibi okulları ile yurtları ile Başkent’in yanında çok önemli bir tesis… Bu adadaki önemli mühürlerden birisi olacak. Türklerin bu adadaki varlığının önemli işaretlerinden biri olacak” (3) dedi. Bu sözler “dinin millileştirilmesi” ve Kıbrıstürk kimliğinin yapısal öğesi haline dönüştürülmesi operasyonunun karakteristik özelliklerini sergilemektedir. Dolayısıyla söz konusu olan, merkezinde yeni tip bir toplum mühendisliği bulunan ve önceki ideolojik çerçeveyi dönüştürmeye yönelik bir operasyondur.

AKP’nin kentlerin ve kamusal alanların yapılanmasında somut bir anlayışa da sahip olan bu çabasını anlamak için, önce Türkiye’nin hükümet partisinin ideolojik motivasyonlarını anlamak gerekir. AKP’nin demokrasi hakkındaki eklektik anlayışı ve iktidara yerleşmesi “tarihi misyon”u olan bir parti olduğu yönündeki inancını öne çıkardı. AKP, Türkiye’yi küresel bir güç kılma hedefiyle ulusu yönlendiren güç olarak kendisini görmektedir. Bu görüşe göre, Türkiye’nin bu ihtişamı İslamcı kültürün yeniden doğuşu ile gerçekleşecektir. Ancak aynı anda bu ihtişam, görsel ve imarsal olarak da ifade edilmelidir. Dev altyapı projeleri, modern karayolları ağı ve tüketiciliği yücelten büyük ticaret merkezlerine mutlaka dini anıtlar, camiler ve ilahiyat okulları refakat etmelidir.

Yukarıdakilerin “Kıbrıs versiyonu” yaklaşık şöyledir: YDÜ camisi Kıbrıs’ın en büyük camisi olacaktır. Hatta adanın güneyinden bile görünür olacaktır. Sünni İslamcılığı Kıbrıs’ta ayrı bir halkın varlığını türetecek bir unsura dönüştüren yeni ideolojik çerçeveyi, Kıbrıslırumlara ve aynı zamanda Kıbrıslıtürklere de Beşparmak’taki bayrak misali hatırlatacak şekilde olacaktır. AKP ideolojik hegemonyasının mührünü görsel ve imarsal olarak vurmayı hedeflemektedir. Bu arada kentsel yapıların yeniden biçimlendirmesinin dahi, kendi ideolojik standartlarının emsallerini türetecek şekilde olmasını denetlemeyi istemektedir. Caminin büyüklüğü, görkemi ve inşası için gereken yüksek bedel, sonuçta, içerisinden “yeni” Kıbrıstürk toplumunun doğması hedeflenen bir “imarsal prova”yı teşkil etmektedir. Bu, yeni siyasi vizyonun görünen yüzüdür. Bu siyasi vizyon camilerinin, minarelerinin ve ilahiyat okullarının refakatinde kendini göstermeye ve önceki Askersel-Denktaşçı siyasi vizyonu sonlandırmaya hazırlanmaktadır.

…ve direnişin Kıbrıs versiyonu

Ancak yukarıda değinilenlerin dışında, yakın zamanda yaşanan gelişmeler Kıbrıstürk toplumunun kendisinde önemli bir dinamizmin daha olduğunu doğruladılar. Türkiye’den ithal edilen “İslamcılaştırma” taktiğine Kıbrıslıtürkler bir kez daha yoğun bir şekilde tepki gösterdiler. İlerici kesimlerden sendikalar, partiler ve çeşitli örgütler yaptıkları açıklamalarda, Kıbrıstürk kimliğinin farklı özelliklerini vurguladılar. Bunlardan en önemlisi de, özellikle gerilimin arttığı bir ortamda, toplumun Türkiye ile mevcut ilişkilerinin değişmesi yönündeki iradenin kaydı oldu.

Bu gelişme Kıbrısrum toplumu tarafından doğru değerlendirilmelidir. Kıbrıs’ın kuzeyinde bugün var olan tartışmalar Kıbrıslıların ortak taleplerini üretmekte ve aynı esnada Kıbrıs tarihinde bugünkü Türkiye’nin rolünün yeniden gözden geçirilmesinin perspektiflerini açmaktadır. Bu anlamıyla, iki toplumun ilerici kesimlerinde var olan yaygın ortak anlayış Türkiye’nin baskıcı varlığının gayrimeşruluğunu tekrar vurgulamaktadır. Kuzeydeki bu tartışmalar, aynı zamanda, Kıbrıstürk toplumunun tümünü Türkiye’nin Kıbrıs’taki saldırganlığının “iradesiz uzantısı” olarak gören Kıbrıslırum milliyetçi çevrelerin yorumlarının hiçbir tarihi ve pratik gerçekliği yansıtmadığını da kanıtlamaktadır.

 

————————————————————

(1) Sia Anagnostopulu, Türk Çağdaşlaşma, Atina 2004, s. 274. [Yunanca].

(2) Niyazi Kızılyürek, Milliyetçilik Kıskacında Kıbrıs, İstanbul 2002, s. 295-296

(3) Kıbrıs Postası, “Hala Sultan İlahiyat Koleji”, 27.9.2013.

 

Nikos Moudouros

Kıbrıslı Türkler: İlle de Kemalistler (mi) İlle de İslamcılar (mı) Olsun?

 

09 EKİM 2013

 

Ulus devletin kuruluş anı dünya tarihinde belirleyicidir.
Kıbrıs ise, kendi özellikleri ile bir istisna teşkil eder…
Ve doğal olarak Kıbrıs Türk toplumu da…
1983 iktidarı yapılarının kuruluş anı çok önemlidir. Bu önem de milliyetçi bir çerçevede ortaya konmasından kaynaklanır.
1983 yılında kurulan, yapılandırılan ayrı yapılar, Kıbrıs Türk toplumu için somut bir geçmiş yaratmaya çaba gösterdi. Geleceklerine de yol gösterecek bir geçmiş…
Askeri anıtlar ve Kıbrıs Rum barbarlığını anma etkinlikleri “kuruluş anı”nın aşamalı bir bölümünü teşkil ediyor.

1983 yapılarının ideolojisi, dönemin somut değerleri ile bir kimlik “inşa etmeyi” çabalıyordu.
Odak noktalarında Rauf Denktaş’ın kendisinin dünya görüşü ve Kemalizmin en uç noktasının olduğu değerler vardı. Fakat bu yapılar sonuç olarak istedikleri şeyi hazırlamayı başaramadı.
Kıbrıs Türk kimliğinin güçlenmesi yerine, bunun Kıbrıs’a özgü niteliklerini de sabote ettiler.
Denktaş bir zamanlar şöyle diyordu: «KKTC diye bir millet yoktur. KKTC’nin Türkleriyiz. Türk olmakla gurur duyarız. Anavatan bizim de Anavatanımızdır, milletimizdir. Biz o milletin Kıbrıs’ta devlet kurmuş parçasıyız” (i) .
Kıbrıs Türk toplumu bu anlam altında 1983 iktidarı yapılarında “kendini bulamadı”.
Bugün önümüzde farklı bir toplumsal mekanizma ile hemen hemen aynı ikilem bulunuyor.
Yakın geçmişte, 27 Eylül 2013 tarihindeki İlahiyat Koleji açılış töreni sırasında, AKP Başkan Yardımcısı Beşir Atalay şöyle konuştu:
“Burası doğrusu bir külliye, bir kompleks gibi okulları ile yurtları ile Başkent’in yanında çok önemli bir tesis… Bu adadaki önemli mühürlerden birisi olacak. Türklerin bu adadaki varlığının önemli işaretlerinden biri olacak.” (ii )
Bu sözler çok önemlidir.
“Dinin millileştirilmesi” ve Kıbrıs Türk kimliğinin yapı taşına dönüştürülmesi girişiminin karakteristik özelliklerini oluşturur.
Eğer Denktaş’ın uç Kemalist milliyetçiliği daha önceki yıllarda Kıbrıs Türk kimliğinin temel noktası olmayı arzu ediyorsaydı, bugün onun yerine, İslam, Kıbrıs Türk geçmişinin anlatımının belirleyici parçasına dönüşmeye çabalıyor.
Bugün, adanın güney bölümünden de görülen Beşparmaklardaki bayrağın yerini, YDÜ’nün camisi alıyor. Kıbrıs’taki en büyük cami olarak, Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türklere doğmakta olan “yeni”yi hatırlatacaktır.
Ortaya çıkan sorular ise acımasız ve, serttir:
Biz Kıbrıslılar olarak nasıl bir devlet kimliği istiyoruz, nasıl bir toplumsal kimlik arıyoruz?
Kendi varlığımızı hangi yapı altında korumaya çalışıyoruz?
İhraç edilen ve bize dayatılan bir vizyonla mı yaşayacağız yoksa ihraç edilene karşı alternatif ve hepimizin endişelerini ve ihtiyaçlarını ifade edecek, kapsayacak olan bir proje mi talep edeceğiz?
Bu sorulara cevap vermesi gereken sadece Kıbrıs Türk toplumu değil.
Özellikle Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşanan bu dönüşümü gören (görüyorsa…) Kıbrıs Rum toplumu da cevap vermeli bu sorulara.

——————-

 

(i)Niyazi Kızılyürek, Milliyetçilik Kıskacında Kıbrıs, İstanbul 2002, s. 295 – 296.

(ii)“İlahiyat Koleji Töreni Yapıldı”, http://www.gazete360.com, 27 Eylül 2013.
Nikos Moudouros

TOMA Kıbrıslılar İçin Bir Ders



Nikos Moudouros

26 EYLÜL 2013
TOMA’ların Kıbrıs Türk toplumu için gelmesi konusunda yaşanan gelişmeler son derece önemli ve karışık.
Kuşkusuz bu olayın öneminin karışık nedeni ile ilgili çok şeyler yazıldı, söylendi. O yüzden bu yazıda zaten kamuoyunun gündemine gelenleri tekrarlamak istemiyorum.
Ama TOMA konusunun sembolizmi içerisinden, gerek Kıbrıslı Türkler gerekse de Kıbrıslı Rumlar için aynı zamanda öğretici de olan olayın bir başka ideolojik hipotezinin mutlaka altının çizilmesi gerekiyor.

Kıbrıslı Türklerin TOMA’ların varlığına karşı toplumsal ve siyasi direnişlerinin etkililiği, toplumun varoluşu ile ilgili temel sorunları çözmeyebilir, ama Ankara ile ilişkilerinde, yeni bir dönüm noktası oluşturur.
Aslında bu konu, özellikle 2013 yazından beri, Türkiye’de TOMA’ların beraberinde taşıdıkları ideolojik yükten ortaya çıkıyor.
TOMA’ların GEZİ olaylarında kullanımının daha derin bir analizi yapılırsa, kamuoyundaki egemen görüşün savunulması için  kullanılan, görünmeyen ve görünen şiddeti kanıtlamaktadır.
Hareketlerin kaba kuvvet kullanılarak bastırılması ve TOMA’ların rolü, AKP hükümetinin Türkiye’deki alternatif muhalefet tarafından egemenliğine karşı kuşku duyulması karşısındaki sınırları  göstermiştir.
Bu anlamda, TOMAlar, bugün Türkiye’de inşa edilmekte olan “yeni” politika, ideoloji ve ekonomik yönetimin “yeni” emanetçilerine dönüşmüştür.
Aşamalı olarak yeni Taksim meydanının bayındırlığını yapan, yeni Türkiye’nin sözcülerinden birine dönüşmüşlerdir.
Sonuçta, Kıbrıslı Türklerin toplumsal ve siyasi direnişi gösteriyor ki, toplumun büyük bir bölümü bu yeni Türkiye’nin Kıbrıs’a “girmesine” ve “bazı şeyleri zorla kabul ettirmesine” karşıdır.
Kıbrıslı Türkler’in direnişi, toplumun büyük bir bölümünün, Türkiye’nin Kıbrıs tarihinin bütünündeki rolünü yeniden gözden geçirdiğini gösteriyor.
Yani, toplumun tarihi gelişiminde Türkiye’nin rolünün değişimini istiyor.
TOMA konusu gibi olaylar, küçük konular olabilir. Fakat Kıbrıs Türk toplumu içinde öneli bir dinamizm için aydınlatıcıdır ki, Kıbrıslı Rumların bunu küçümsememeleri gerekir.
Aksine, Kıbrıslı Rumlar, bu “küçük” olayları ortak bir Kıbrıs’ta Kıbrıslı Türklerle ilişkilerinin demokratik olarak yenilenmesi fırsatı olarak algılamalıdırlar.